Barok Dönem (1600-1750)

CLAUDIO MONTEVERDI

Barok dönemin öncü ismi Claudio Monteverdi, Cremonese’de 1567 Mayıs’ında doğmuş ve 29 Kasım 1643’te Venedik’te ölmüş, Barok dönemin mükemmelliğe giden yolunda en fazla emeğe sahip bestecilerdendir. Birçok tuşlu ve telli çalgının yanı sıra şarkı da söyleyebilen İtalyan sanatçı, her zaman besteciliğiyle müzik literatüründe yerini almıştır. Monteverdi, 1601 yılında Mantua’ya taşınmış ve Dük Vincenzo Gonzaga’nın orkestra şefi olarak çalışmaya başlamıştır. Bu dönemden önce olduğu gibi sonraları da; dramatik madrigallerden orkestral eserlere, bale müziklerinden operalara, diyaloglardan şarkılara, müzikallerden intermezzilere, bahçe müziklerinden kilise eserlerine her müzik tarzında eserler yazmaya devam etmiştir. Monteverdi, 1613 yılında St. Mark Kilisesi’nin müzik direktörlüğüne getirildiği zaman ünü bütün Avrupa’yı sarmıştı. İngiltere, Almanya ve İskandinavya’dan gelen genç sanatçılar onun öğrencisi olmuşlar, müzik yayıncıları onun eserlerini ilk önce basabilmek için sıraya girmişlerdi. St. Mark’ta 30 yıl çalışmış ve bu süre içerisinde koral eserlere ağırlık vermiştir. Ancak dramatik müziğe olan ilgisini de hiçbir zaman kaybetmemiştir. Aristokrat aileler, özel günlerinde Monteverdi müziklerini çaldırmış, hemen hemen tüm kiliseler ve dini ayinlerde onun eserlerini kullanmışlardı. Florentina dükünün ölüm yıldönümünden resmi gezilere kadar devlet erkânı da özel günlerinde Monteverdi eserleri kullanırken, o bir yandan da oda müziği, beş orkestralık müzik gibi eserler yazmaya devam ediyordu. Monteverdi, Venedik’te son günlerini geçirirken, onun ünü opera eserleriyle her zamankinden yüksek mevkilere çıkmıştı. Eserlerin müthiş renkliliğinin yanı sıra sahnelendiği yerlerde fantastik dekor ve kostümlerle gerçekleştirildiği için ayrı bir yerde anılır.



ARCANGELO CORELLI

Arcangelo Corelli ise bu dönemin bir başka öncü ismidir. 27 Şubat 1653’te doğan İtalyan besteci-kemancı, müzik hayatına 13 yaşında Bologna’da keman eğitimi alarak başladı. 1670’lerin başında Roma’ya taşındı ve çeşitli orkestralarda keman sanatçısı olarak çalıştı. 1690’dan ölümüne kadar Roma’nın en ünlü müzik ismi Pietro Ottoboni’nin orkestra şefi ve başkemancısı olarak çalıştı. Keman virtüözlüğü ve başarılı besteleri, Corelli’yi 1700 yılında Roma müzik camiası olan Santa Cecilia Akademisi’nin enstrüman bölümünün başına getirdi. Corelli’nin ünü, yazdığı trio sonatlar ve konçerto grossolarla oldukça büyüdü ve döneminin en önemli bestecilerinden biri durumuna getirdi. İki keman ve basso continuo için 48 trio sonatı opera 1-4(1681-1694), 12 keman sonatı,Op.5(1700) ve 12 konçerti grossi, Op.6(1700’den önce bestelendi ancak 1714’te yayınlandı)’yla bilinir.



GEORG PHILIPP TELEMANN

Alman besteci-orgçu Georg Philipp Telemann, yaşadığı süre içinde Almanya’nın en önde gelen müzisyenlerinden birisi olarak kabul edildi. 14 Mart 1681’de doğup 25 Haziran 1767’de ölen sanatçı öylesine verimliydi ki, hiçbir zaman bestelerini numaralayıp sayamadı. Leipzig Üniversitesi’nde dil ve fen üzerine okuyan Telemann, müziği kendi çabasıyla öğrendi. 1720’den ölümüne kadar Hamburg’un en büyük beş kilisesinde müzik direktörlüğü yaptı. Telemann, değişik ülkelerin halk müziklerini öğrenmek ve bunlardan yararlanmak için çokça seyahat etti. Johann Sebastian Bach’ın çok iyi bir arakdaşı olan sanatçı, Bach’ın oğlu Carl Philipp Emanuel’in de vaftiz babasıdır. Telemann’ın bir başka yakın arkadaşı olan George Frideric Handel, onun sekiz bölümlü bir moteti, bir mektup kadar kolay yazdığını söylemiştir. Telemann’ın kontrpuan tekniği, İtalyan stilinin melodik tarzı, Fransız elegansı ve yoğun hayal gücü müziğini müthiş bir virtüöziteye ancak paralelinde karmaşaya götürüyordu. 20.yüzyılın ortalarına kadar ünü gittikçe azalmış, yok olma raddesine geldiği zaman bir anda eserleri sel gibi seslendirilmeye ve yayınlanmaya başlanmıştır. Telemann, kilise için yazdığı 12 kantatıyla bilinir. Ayrıca, yüzlerce oda müziği, birçok konçerto, solo klavsen ve org eserleri ile 600 kadar orkestra süiti ve 40 opera eseri yazmıştır.  



GEORGE FRIDERIC HANDEL

Barok dönemin en önemli bestecilerinden birisidir. 23 Şubat 1685’te Almanya’nın Halle kentinde doğan Handel, 14 Nisan 1759’da Londra’daki Westminister Manastırı’nda ölmüştür. Ölümünden sonraki yıllarda adı, gerçek yazılış şekli olan Georg Friedrich Handel şeklinde yazılmaya başladı ancak bugün bu kural kalmamış, kim hangi dili biliyorsa o dilde yazmayı uygun görmektedir. Handel, özellikle İngilizce yazdığı oratoryolarla ünlüdür. Messiah oratoryosu bunların en meşhurudur. 12 yaşında Handel, Halle Katerdali’nin asistan orgçusu oldu. Buranın baş orgçusu ve Handel’ın öğretmeni, ünlü besteci Friedrich Wilhelm Zachau(1663-1712). 1703 yılında Handel, Almanya’nın en önemli müzik merkezlerinden biri olan Hamburg’a taşındı. Burada, Reinhard Keiser’in yönettiği opera orkestrasında keman çaldı. Burada çalıştığı sırada Almira (1705) ve Nero(1705) adlı iki opera eseri yazdı.1706 civarında Handel, İtalya’ya gitti ve 4 sene kaldı. İtalya’da kaldığı süre içinde Floransa, Venedik, Roma ve Napoli’de bulundu. Handel buralarda çok önemli eserler yazdı. Bunların içinde ilk iki oratoryosu İl Trionfo del Tempo e del Disnganno(1707) ve La Resurrezione(1708) ve Agrippina(1709) operası da vardır. Bu çalışmalar Handel’ın İtalyan stiline doğru büyük ve başarılı kayışını gösteren yapıtlardır.1710 yılında Handel, Almanya’ya döndü ve Hanover’de müzik direktörü oldu. Bu yılın sonlarına doğru İngiltere’ye gitti ve Rinaldo operasının galasında bulundu. Sonuç göz kamaştırıcıydı. İngiltere’de gördüğü yoğun ilgi Handel’i burada kalmaya ikna etti ve Hanover’e eşyalarını toplamak için döndü. 1714’te İngiltere kralı 1.George, Handel’e iltifatlarını sundu ve maaşa bağladı. Handel, 1727 yılında İngiliz vatandaşı oldu. İngiltere’de, Handel İtalyan stilinde yazmaya devam etti. Ancak İngiliz müziğinin karakteristiğinden, özellikle koral müziğinden yoğun şekilde etkilenmişti. Kraliyet Müzik Akademisi’nde müzik direktörlüğü yaparken(1719-1728) Londra’nın en ünlü bestecisi ve İtalyan operalarının şefi oldu. Öbür yandan kendisi de dönemin en önemli opera bestecilerinden birisiydi. Yaklaşık 40 operası, epik temalar üzerine kurulmuştu. Diğer operaları ya fantastik, sihirli hikâyelerdi ya da hafif, lirik hikâyelerdi. Bugün, Handel, İtalyanca operalarından çok İngilizce oratoryolarıyla bilinir. 17 İngilizce oratoryosunu yazdığı zamanlarda, bir yandan da İtalyanca operalar yazıyordu. Bazıları: Esther(1718), Deborah(1733), Athalia(1733), Saul(1738) ve Israel in Egypt(1738) dir. 1740’dan itibaren İtalyanca opera yazmayı bırakmış ve tamamıyla İngilizce oratoryolara ağırlık vermiştir. Tüm zamanların en önemli oratoryosu olan Messiah(1741) bu dönemin ürünüdür. Bu dönemin diğer önemli oratoryoları arasında Samson(1741), Belshazzar(1744), Solomon(1748), Theodora(1748) ve Jephtha(1751) sayılabilir. Genellikle eski dini konular üzerine kurulu olan Handel’ın oratoryoları üç bölümlü dramatik yaratılardır. Bazıları opera gibidir ancak konser şeklinde, sahneleme ve hareket olmadan sunulurlar. Bunlar, koronun belli başlı kullanımıyla farklıdır. Gerek barok dönemden çıkan, gerekse daha sonra çıkan besteciler arasında Handel, İngiliz kilise müziğini en iyi yazan besteci olarak göze çarpar. Ayrıca vokal müzikleri ve özellikle konçerto gibi enstrümantal müziklerle de adından söz ettirebilmektedir. 



JOHANN SEBASTIAN BACH

Barok müziği denildiği zaman, hiç kuşkusuz akla ilk gelen isimlerden birisi Johann Sebastian Bach’tır. Barok dönemin sonuna yetişmiş olsa da, müzik tarihinde barok dönemin en önemli ismi kabul edilir. Aslında, Johann Sebastian Bach’ın böylesine önemli bir yerde olduğuna şaşırmamak gerekir çünkü tam anlamıyla sanatçı bir ailenin çocuğudur. Dedesinden torunlarına kadar müzik konusunda oldukça isim bırakmış bir ailedir Bach ailesi. 21 Mart 1685’de Almanya’nın Eisenach adlı küçük bir kasabasında doğmuş ama yaşamının büyük bölümünü, aynı zamanda öldüğü kent de olan Leipzig’de geçirmiştir. 25 yaşına kadar kendi ilgi ve çabasıyla(tabi ki ailenin katkıları yadsınamaz) sürdürdüğü müzik çalışmalarını, bu yaşından sonra girdiği Lueneburg Michaelis Schule für Musik’te sürdürmüştür(1700). Burada üstün yeteneğiyle dikkati çekmiş ve kısa süre sonra bu okuldan ayrılıp Hamburg’a gitmiş, orada çeşitli orkestralarda org ve harpsichord sanatçısı olarak çalışmıştır. Aynı yıllarda, saray orkestrasında kemancı olarak da bulunmuştur(1703). Zamanın ünlü klavye ustası Buxtehude’nin öğrencisi olmuştur(1705). Buxtehude ona kendisinden daha iyi olacağını ve tüm dünyaca tanınanacağını söylemiş, bu sözler Bach’ı daha bir ateşlemiştir. Buxtehude aynı zamanda kâhin falan mıydı bilinmez ama dediğinin bal gibi ortaya çıktığını da görmekteyiz. Daha sonra, saray orkestrası orgculuğu(1708), saray orkestrası yöneticiliği(1714-1717) yapmıştır. 1723 yılında Leipzig Thomas Kilisesi’ne kantor ve Leipzig Üniversitesi Müzik Bölümü Başkanlığına getirilmiş ve ömrünün sonuna kadar bu görevi sürdürmüştür. Tüm bu yıllar içinde günde en az 30-35 sayfa müzik yazdığı bilinmektedir. Johann Sebastian Bach, ömrünün sonlarına doğru geçirdiği bir hastalık yüzünden kör olmuş, bu onu tanrıya daha çok bağlamış ve en güzel dini öğeler içeren yapıtlarını ömrünün bu son dönemlerinde vermiştir. Bunların içinde en ünlüsü Brandenburg Konçertoları’dır. J.S. Bach’ın müziğinde inanılmaz bir zekâ ve akıl görürüz. Eski dini müziklerden, zamanın popüler armonik müziğine kadar, çoğu zaman bunların senteziyle, hatta kontrpunta çeşitlemeleriyle Bach’ın müziği apayrı bir dünyadır. Barok dönemi izleyen klasik dönemin ortaya çıkmasında hiç kuşkusuz en önemli isim Johann Sebastian Bach’tır. Bazı müzik araştırmacıları J.S. Bach’ın müziğini barok dönemden ayrı olarak ele alır ve kendi özgün türünü icra ettiği savını savunurlar. Müzikal yapı olarak bu bir yerde doğrudur ancak bu J.S. Bach’ın barok türün ve dönemin dışında ele alınmasını gerektirecek ölçülerde değildir.

         


ANTONIO VIVALDI

Barok müziğin bir diğer popüler ismi ise Antonio Vivaldi’dir. J.S. Bach’ta çok popüler bir isimdir ancak barok dönemin simge ismidir. 11 Haziran 1669’da Venedik/İtalya’da doğan Vivaldi, en eğlenceli ve dinlemesi hoş müzikleri yaratan bestecilerin başında gelir. Antonio Vivaldi, 38 yaşında Hesse Darkstadt Kontu’nun yanında besteci ve keman sanatçısı olarak çalışmış, bu görevi 1713 yılına kadar sürdürmüştür. Bir sene sonra da Venedik’te bir kız yetim okulunun (Ospedale della Pieta) koro ve orkestra yöneticiliğine getirilmiş, bu okulla birlikte Avrupa’nın pek çok yerinde konser vermiştir. Burada çalıştığı süre zarfında eserlerinin birçoğunu bu koro ve orkestra için yaratmıştır. 1725 yılından sonra tek başına konserler vermeye, konçertolar yazmaya başlamış ve Avrupa çapında büyük ün sahibi olmuştur. Antonio Vivaldi’nin hemen tüm yaratıları keman konçertosu biçimindedir. Müzik tarihinin ilk konçertolarının yazıldığı döneme rast gelir, hatta konçerto eserlerin yaratıcısı olarak kabul edilir. Bu yüzden Konçertonun Babası diye anılır. Ancak, Vivaldi herkesin zannettiği gibi sadece keman ve orkestra eserleri yazmamıştır. Kemanın yanı sıra flüt, obua, fagot gibi çalgılar için yazdığı birçok konçerto ve konçerto grossonun yanı sıra, birçok sahne kantatı ve bilinen 38 opera eseri vardır. Vivaldi, kazandığı ünü yaklaşık 10 yıl sonra kaybetmiş ve 23 Temmuz 1741’ve Viyana/ Avusturya’da açlıktan ölmüştür. Yarattığı birçok unutulmaz eserin içinde en bilinen ve halen popüler olan eseri Le Quatro Stagioni dell’Anno’dur. Bu yapıtın Türkçe adı Dört Mevsim’dir. 4 ayrı konçerto eserinin toplanmasından oluşmuş bu büyüleyici eser, müzikalite ve virtüözitenin bir arada sergilediği büyük uyumla mükemmel bir müzik eserinin nasıl olması gerektiği konusunda ders verir niteliktedir.



JACOPO PERİ

(D. Roma, 20 Ağustos 1561; ö. Floransa, 12 Ağustos 1633) bir İtalyan besteci ve şarkıcı. İlk opera eserini hazırlayan bestecidir. Hayatında, çok gür, kızıla kaçan sarı saçlı olduğu için “İl Zazzerino” lakabıyla da anılmıştır. Peri Roma da doğdu ama eğitimini Floransa’da yaptı. Önce Floransa’da bir kilisede yani Org çalgıcılığı ve ayin şarkıcılığı yaptı. Sonra 1599’da Floransa’nın Toskana Dükü payesiyle yöneticisi olan Medici sülalesinden I. Ferdinand Medici ve onun ölümüyle II. Ferdinand Medici özel sarayında müzisyenlik yaptı. Sarayda yapımlanan ve temsil edilen tiyatro oyunları ve madrigal konserleri için müzik besteledi ve müzik enstrümanlar çalgıcılığı yaptı. Bu arada (sonradan opera janrinin ilk müjdeleyici olarak kabul edilen) La Pellegrina adını verdiği bir intermedi eseri hazırlamıştır.1590’lı yıllarda Peri Floransa’da en önemli müzik destekleyici patronlardan olan Jacopo Corsi ile çalıştı. Bu kişinin etrafında toplanan sanatkârlar o zamanda meydana çıkarılan sanatların, yani müzik, tiyatro, resim vb. , 2000 yıl önceki antik klasik Yunanistan ve antik klasik Roma dönemlerinde yaratılan sanatın çok daha alt düzeyinde kaldığına inanmaktaydılar ve sanatların Klasik görüşlere göre yeniden canlandırılması (Rönesans) gerektiğinde hemfikirdiler. Örneğin tiyatro sanatında Klasik Grek yazarlarının şekillerinde ve üslubunda trajediler ve komediler yazılıp halka açık olarak temsil edilmesini istemekteydiler. Müzik şarkıcılığı alanında bir önceki on yılda Floransa Cam erata şarkıcılarının geliştirdiği “monodoni” adi verilen bir “basso kontinuo” çalgılar refakatinde solo şarkılardan oluşan şarki eserleri bestelemeye başlanmıştı. Fakat sadece bir sıra “monodoni”‘den oluşan konserlerin can sıkıcı olabileceği anlaşıldı ve resitatifler ve aryalar geliştirildi. Bununla yetinmeyen Peri ve Corsi şair “Ottavio Rinuccini”‘ye birbirine bağlı tek bir hikâyeyi anlatan bir seri şarkılar metini hazırlatıp bir sıra monodoni eserinin birbirini bir hikâyeyi ve temayı işleyen şairin metinine göre takip edecek yeni bir şarkı ortaya çıkardılar ve bu prensiplere uyarak Dafne adli bir eseri besteleyip, temsil ettiler. Bu yeni sanat opera adı verildi ve Dafne ilk opera eseri oldu. Ne yazık ki bu eserin çoğu zamanımıza ancak bazı ufak parçalar halinde gelebilmiştir.6 Ekim 1600da Floransa’da Medici sarayında Euridice adli ilk opera eseri temsil edildi; bu eserin metnini Rinuccini yazmıştı ve müziği ise Jacopo Peri tarafından bestelenmişti. Bu eser “monodoni” (veya Italyanca “stile rappresentatio”) stili şarkılarla bir pastoral dram oyunundan oluşmakta ve eserin but tümü şarkı halinde sunulmaktaydı. Şarkıcılar “Vittoria Archilei” ve “Jacopo Peri” ile bazı kısımlarda resitatifleri sunan “Guilo Caccini” idi. Bu eser günümüze kadar gelmiştir ama bir tarihsel eser olarak hiç sahnelenmemektedir.1600 tarihi müzik tarihçileri için çok önemli bir tarih olmaktadır. Bu zamanda ilk opera bestelenmiştir ve müzikte Barok dönemi bu tarihte başladığı kabul edilmektedir. Peri Euridiece’den sonra, diğer bestecilerle birlikte, birkaç opera daha hazırladı ve diğer saray eğlentilerine müzik katkıları oldu. Fakat olduğu dönemde Peri’nin opera stili, Claudia Monteverdi ve diğer genç bestecilerin opera eserlerine nazaran, çok eski moda görünüşe geçmişti. Fakat her ne olursa oldun Peri’nin ilk operası kendinden sonra gelen opera bestecilere çok büyük bir etkisi olmuş olduğu kabul edilmektedir. Opera eserleri; La Pellegrina (1589),Euridice (1600),Tetide (1608),Adone (1611),La liberazione de Tirreno e d’Arnea, La Sposalizio di Medoro e Angelica, La Flora



DİETERİCH BUXTEHUDE

(1958 yılında Westministerde (Londra) doğmuş, 21 Kasım 1695 yılında aynı yerde ölmüştür).

1637-1707 yılları arasında yaşamış bazıları tarafından protestan barok müziğinin kurucusu ve en büyüğü olarak nitelendirilen alman bestecidir. Birçok bestelediği kaybolmakla beraber 120'ye yakın kilise için bestelediği vokal müzik eseri bugüne kalmıştır. Belki birçoklarından farklı olarak sadece org çalması için hayatı boyunca atandığından, bu bestelediği dini müzikleri birkaç istisnası dışında zevk icabı bestelemiştir, görev icabı değil... Kayınpederi Franz Tunder'den de etkilenmiş olan bu zatı dinlemek için Johann Sebastian Bach 1705 yılında Arnstadt' daki kilise yöneticilerinden bir aylık bir izin istemişti. Arnstadt' dan 350 kilometre uzakta olan Lübeck'e doğru yürüyerek gittiği rivayet edilen Bach, bu kente varınca hayran olduğu ustanın org çalışını doyasıya dinlemiş bu da yetmemiş, bu gezi öyle hoşuna gitmişti ki, bir aylık izin alabildiğini unutmuş ve Lübeck'te üç ay kalmıştı... 1668'de Lübeck'teki Marienkirche'nin baş orgcusu olmuştur. org müziğinin yanı sıra, vokal ve diğer çalgı müzikleri ile düğün ve cenazelerde çalınmak üzere çeşitli parçalar besteledi. Kantatlarının bir bölümünün Noel’den önceki akşamüstü verilen konserler için yazılmış olduğu düşünülüyor. 1673'te başlayan bu konserler gelenekselleşmiş ve Lübeck'in övünç kaynağı olmuştur.



HENRY PURCELL

İngiliz müziğinden bahsedilince, halk türküleri ve ya Handel’ı bile müşkül duruma sokan “Dilenci Operası”, John Dunstable ile Shakespeare devrinin ustaları Dowland, Bull, Morley, zamanımız bestecileri ve nihayet Henry Purcell hatra gelir. Adalar ülkesi müziğinin önemli safhalarının tanınmadığı uzun bir devre esnasında “İngiliz Müziği” diye ancak Purcell biliniyordu. Purcell’ler tam bir müzisyen ailesiydi. Henry’nin babası saray müzisyenlerinin “centilmeni”, kardeşi Daniel Oxford’da, Heandel devrini yaşayan oğlu Edvard da Eastsheap’de orgcu idi. Böylece John Dowland ve Matthew Locke’dan sonra ingiliz barok müziğinin yetiştirdiği en büyük bestecinin müzisyenliği bir aile geleneğine dayanıyordu. Henüz küçükken babasını kaybeden Purcell “Chapel Royel” saray korosuna alındı ve iyi bir tahsil gördü. Sonradan da devletin yardımını gören Purcell kilise müziği ve sahne müziği bestecisi olarak şöhret kazandı.İngiliz dram edebiyatı hakkında biraz bilgi edinmek isteyen kimse işe Shakespeare ile başlar. Onun gölgesinde kalan sonraki zamana ait önemli bir şey bulamaz; fakat Purcell adlı bir müzisyen dikkati çeker. Hakikatte Purcell operalar yazmamıştır. Bir tek eseri bu özelliktedir. “Dido ve Aeneas”. Diğerlerinin hepsi sahne müziğidir. Bunları zamanın ve yakın geçmişin yazarları Dryden, d’Urfey, Shadwell’in dramları, Shakespeare’in “Yaz Gecesi Rüyası” ve “Fırtına” piyesleri için yazmıştır.Fakat Purcell’in asıl yaratma sahası kilise müziğiydi. Bu çeşit eserleri sonradan Handel için önemli bir teşvik kaynağı oldu. Dini eserlerinin başında “Anthem”ler vardır. Bunları, Tevrattan alınan metinler üzerine bestelenen, kantata benzeyen koro eserleridir. Ayrıca Purcell çeşitli tipten koro eserleri yazdı: “Wellcome Songs“ (karşılama şarkıları), moteler, hymne’ler (dini methiyeler), psomalar, od’lar ve kanon’lar.Bundan başka enstrümanlar için de eserler verdi. Purcell’den sonra İngiliz müziğine italyanlar hakim oldular. Ancak Handel, kendisini Purcell ile birleştiren bir tarzda İngiliz müziğinin özelliğini yeniden ihya etti.Handel, üstat Purcell’in oğlu Edward ile birlikte Londra’da “Muhtaç Müzisyenlere Yardım Derneği“ni kurmuştur. Henry Purcell's Önemli Eserleri;Incidental Music to King Arthur, Play by John Dryden, (1691), The Fairy Queen , semi-opera, (1692), "Bright Cecilia"(1692), "Music for a While" and "Nymphs and Shepherds", songs(1692), "Come Ye Sons of Art", including aria, "Sound the Trumpet", ode, Queen Mary's Funeral Music,(1695), "The Golden Sonata" (Sonata No.9 in F major), for two violins, viola da gamba and keyboard, c.(1695),Air (3k) Archil Ridgeland,Corant in G (6k) John Cowles,Minuet (3k) Archil Ridgeland,Predude to Suite No. 5 (4k) Faren Raborn,Rigadoon (5k) Archil Ridgeland,Sarabande (4k) Archil Ridgeland,Sound the Trumpets from "Come Ye Sons of Art" (21k) John Cowles,Strike The Viol (10k) M. J. Starke,Trio Sonata in F "Golden Sonata" Shane Ellis,King Arthur,Two Daughters



DOMİNİCO GUİSSEPPE SCARLATTİ

Ünlü İtalyan besteci Alessandro Scarlatti’nin oğlu olan Dominico Guisseppe Scarlatti 26 Ekim 1685 tarihinde Napoli’de doğdu. 1703’te ilk operaları olan Ottavia restituita al trano (Octavianus’un Yeniden Tahta Çıkışı) ve İl Guistino Napoli’de sahnelendi. Bu eserlerin ancak librettoları ve müziklerinin bir bölümü günümüze kadar ulaşabilmiştir. 1705’te, Vivaldi’nin de öğretmenlik görevinde bulunduğu Ospedale della Pieta’da Francesco Gasparini’den ders almak üzere, babası tarafından Venedik’e gönderildi. 1709’da Roma’ya yerleşen sanatçı, sürgünde bulunan Polonya kraliçesi Maria Kazimiera’nin müzik yöneticiliği görevini üstlendi. Kraliçe’nin İtalya’dan ayrılmasına değin bir dizi opera ve kutlama müzikleri besteledi. Vatikan’la kurduğu ilişkiler sayesinde 1714-1719 yılları arasında Saint Pietro Bazilikası’nın müzik yöneticiliğini yaptı. 1720 yılında Portekiz Kralı V. Joao için çalışmak üzere Lizbon’a gitti. Bu arada kralın kardeşi Don Antonio ile Prenses Maria Barbara’nın müzik öğretmenliğini de üstlenmişti. 1729’da Maria Barbara İspanyol Kralı VI. Fernando ile evlenince Scarlatti de prensesle birlikte İspanya’ya gitti ve ömrünün kalan yıllarını orada geçirdi.Müzik yaşamının ilk yarısında yazdığı eserlerin hemen hepsi babasının etkisindedir. Ancak babasının ölümünden sonra, özgün üslubunu geliştirmeye ve klavye yapıtlarına ağırlık vermeye başlamıştır. İtalyan olmasına rağmen birçok sonatında İspanyol ritimleri ağırlıktadır. 1749 yılından itibaren çoğunlukla iki sonatı bir bütün olacak şekilde düzenledi. Ortak tonal alanını genişletmek suretiyle her ikilinin bir bütün oluşturmasını sağladı. Sonatlarından yaklaşık 400 tanesini ikili, 15 tanesini ise üçlüler halinde düzenledi.Avrupa’da ‘‘Hızlı Parmaklar’’ olarak ün yapmıştır. Eserlerinde o güne kadar hiç görülmemiş yoğunlukta ve çeşitte geçişler bulunuyordu. Scarlatti gelmiş geçmiş en iyi klavye bestecilerinden biridir.



JOHANN PACHELBELL

Babası şarap tüccarı olan Pachelbel, Altdorf ve Ratisbonne'da üniversite düzeyinde müzik eğitimi almıştır. Ayrıca ünlü besteci Johann Kaspar Kerll'den müzik eğitimi almıştır.Pachelbel, zamanının ünlü Alman bestecilerinden biriydi. O zamanlarda İtalyan sanatının etkisine rastlamak mümkün; Frescobaldi, Carissimi, Kerll (öğretmeni), Gabrieli birçok müzisyene ilham vermiştir. Ayrıca ünlü besteci Johann Sebestain Bach'ın müzik stiline de birçok etkide bulunmuştur.Pachelbel, barok çağın önemli eserlerinden olan "Canon" ile tanınmıştır.Başlıca eserleri;Musicalische Ergötzung 1691,Hexachordum Apollinis 1699,Canon Re majör (1680 civarı)

 



SAMUEL SCHEİDT(1587-1654)

Alman orgcusu ve bestecisi (Halle 1587-ay.y. 1654). Uzun yıllar Amsterdam’da Sweelinck ile birlikte çalıştı; Brandenburg markgrafının kapella yöneticisi, bir süre Magdeburg piskoposluğu Protestan yönetmeni oldu. Schütz ve Schein ile birlikte, Sweelinck’in İngiliz-Hollanda geleneğinin Almanya’daki temsilcisidir.Org için yazdığı eserler (özellikle Tablatura Nova’sı [Yeni Tablatura]) XVII. yy. Alman org müziğinin ekseni sayılır. XVI. yy. Alman orgcularının sanatına bağlı kalan Scheidt fantezilerinde, echo ve toccata’larında Sweelinck’in izinden gittiyse de, birçok tema üstüne kurulan İtalyan ricercare’sinin de etkisinden kurtulamadı. Eski geleneğe göre bestelediği şarkı çeşitlemelerinde melodi, bentten bende zenginleşir, süslemeler ezginin özünde değişiklikler yaratır.İkişerli zaman üçerli olarak ilerler; oysa koro çeşitlemelerinde melodinin özü değişmez, yeni figürler koroya eşlik eden partileri zenginleştirir. Bu metot XVIII. yy.a kadar bütün Alman müziğinde dal budak salacak, bu tarzda yazılmış birçok eser ortaya çıkacaktır. Ses eserlerinde, çok korolu eski tarzdan hareket eden Scheidt (Cantiones Sacrae), İtalyan konçertant üslûbunu kullanır, ancak Schein gibi bu tarzı tümüyle uygulamaz. Scheidt’da, Schein’in eserinde görülen madrigal ve dram havası ağır basmaz. Scheidt yeni tekniği, eski geleneklere ve metnin dogmatik kaynaklarına bağlı olarak kullanır.



HEİNRİCH SCHÜTZ(1585-1672)

Monteverdi’nin kuzey ülkelerindeki benzeridir. Schütz de salt vokal müzik bestelemiştir. Yapıtlarının çoğu dinsel içeriklidir. Schütz, İtalya’ya giderek Giovanni Gabrieli ile çalışma fırsatı bulduğundan İtalyan vokal tekniğini çok iyi öğrenir. Ancak Schütz mutsuz bir sanatçıdır. Zamanında Almanya’da Otuz Yıl Savaşları vardır. Evlendikten altı yıl sonra eşini, ardından iki kızını yitirmiştir. İş bulmada zorluk çeker, bulduğu işlerde kötü koşullarda çalışır.Schütz’ün basılı ilk yapıtı, İtalyan madrigalleridir. Uyuşumsuz armoni tekniği anlatımcı olarak kullanması, bu eşliksiz madrigallere Barok niteliği kazandırır. 1627'de ilk Alman operası olan Dafne’yi tamamlar, ardından da Örfe (1638) ortaya çıkar. Bu iki operanın notaları da bugün kayıptır. Pek çok dinsel motet yazmış, bunlara Kutsal Konçertolar veya Kutsal Senfoniler adını vermiştir. Schütz, ilk büyük Alman bestecisi olarak kabul edilir.HEİNRİCH SCHÜTZ’ÜN YAPITLARI;Pasyonlar: Aziz Matta (1666), Aziz Lukas, Aziz Yuhanna. Noel Oratoryosu (1664) Kutsal Senfoniler (1629-1650), Kutsal Konçertolar (1636-1639), Davud Psalm’ları (1619-1628); Dafne operası (1627), İtalyan madrigalleri (1611).



JEAN PHILIPPE RAMEAU(1683-1764)

Fransız bestecisi (Dijon 1683-Paris 1764). İlk müzik derslerini babasından aldı. Dijon Notre-Dame kilisesinin orgcusu oldu: Milano’ya yaptığı kısa bir yolculuktan (1701) sonra 1702'de Clermont-Ferrand’da, 1705'te de Paris kiliselerinde orgculuk yaptı.1706'da Birinci Klavsen Parçaları Kitabı’nı yayımladı. Sırasıyla Dijon’da (1708), Lyon’da (1713) ve yeniden Clermont-Ferrand’da (1713) orgculuk yaptı ve 1722'ye kadar orada kaldı. Aynı yıl Traite d’Harmonie (Armoni incelemesi) adlı kitabını yayımladı. 1723'te Paris’e döndü, İkinci Klavsen Parçaları’nı (1724) yayımladı ve birkaç vodville tiyatro çalışmalarına başladı.1732'de Sainte-Croix-de-la-Bretonnerie’de, 1736'da da Cizvit kolejinde orgculuk yaptı. Vergi kesenekçilerinden La Poupliniere’in müzik işlerini yönetti, bu sayede Kraliyet Müzik akademisine girebildi. 1733'te lirik trajedisi Hippolyte et Aricie Paris operasında temsil edildi ama tam bir başarı kazanamadı. Buna karşılık Les İndes Galantes (1735), Castor et Pollux (1737) ve özellikle Dardanus (1739) büyük ilgi gördü. Generation Harmonigue (Armoni üretmeleri) adlı kitabının yayımlanması ve bir bestecilik okulu açması Rameau’nun şöhretini bir kat daha artırdı, 1745'te saray müzikçiliğine getirildi.Artık Fransız müziğinin en büyük temsilcisi olarak kabul edilen Rameau, Bouffon’lar çatışmasının başlamasıyla İtalyan müziği taraftarlarının saldırısına uğradı (1752-1754). Observations sur Nötre İnstinct Pour la Musique (Müzik içgüdümüz üstüne Düşünceler) 1754 adlı yazısını yayımlayarak kendisi için ileri sürülen iddiaları çürüttü. 1754'ten sonra ancak saray için bazı küçük parçalar besteledi. Sondan bir önceki operası Paladins ancak birkaç kere temsil edildi. Buna karşılık ilk operalarının yeni temsilleri gerçek birer zafer oldu. Abaris ou les Eoreades adlı son operası sahneye konulmadan az önce öldü.Rameau’nun çok sayıdaki eserlerinin en önemli ve en ilgi çekici kısmı otuz üç tiyatro eseridir (lirik trajediler, opera-bale’ler, komedi-bale’ler v.b.); bu eserlerde müzikçinin dramatik dehası ve yenilikçi yetenekleri açıkça görülür. Yaptığı en önemli yenilikler, recitativo’laıın ve aryaların biçimini metnin gereklerine bağımlı kılmak ve gereksiz süslemelerin bir yana bırakılarak danslarla divertimento’lara da anlatımcı bir değer, bir güç kazandırmaktır.Çalgı alanında Rameau orkestrada anarmoniyi ve yaylı çalgılarda çift tel ile pizzicato’yu kullanan ilk bestecidir. Klavsen alanında (dört büyük derleme) getirdiği yenilikler hem anlatım hem de teknik yönden orijinaldir. Füg biçimini kullanan motetleri ses yönünden çok zengindir. Din dışı kantatları çağının geleneklerine daha uygundur. Nazari eserleri, özellikle akortların oluşması (üçlülerin temel bir bas üstünde üst üste gelmesiyle) ve çevirme ilkesiyle ilgili görüşleri ayrı bir önem taşır. Bunlar uyum teorisine yeni bir yön kazandırmıştır.



FRANÇOİS COUPERİN (1668-1733)

Fransız orgcusu, klavsencisi ve bestecisi (Paris, 1668-Paris, 1733). Büyük lakabıyla anılan François Couperin, ilk müzik derslerini, Saint-Gervais kilisesinde orgçuluk ya­pan babasından aldı; on bir yaşın­dayken babası ölünce, Saint-Jacques-la-Boucherie kilisesinin orgcu­su Thomelin’le çalıştı. 1689'da Saint-Gervais kilisesi orgçuluğuna atandı. 1693'te Thomelin’in yerine, krallık şapelinin dört orgcusundan biri oldu; ayrıca krallık ailesinden birçok çocuğun müzik öğretmenliği­ne getirildi. Bütün bu etkinliklerinin yanı sıra, yüksek sosyetenin izlediği birçok konsere katıldı; bununla birlikte çok az resmî görev aldı (ama, Louis XIV’ün hükümdarlığı sı­rasında, pazar günleri kralın çok beğendiği konserler veriyordu). 1715'ten sonra, sağlığı bozuldu­ğundan, orgçuluğu yeğeni Nicolas’ya, saraydaki görevlerini kızların­dan birine bırakmak zorunda kaldı. Yaşamının son yıllarını, yayımlamış olduğu yapıtlarını yeni bir basım için gözden geçirmeye ayırdı.François Couperin, Fransız çoksesli­lik geleneğinin mirasçısı olmakla birlikte, Louis Couperin’in çalışma­larından ve Frescobaldi’ninkilere benzeyen İtalyan ricercare’lerinden de etkilenmiştir. Klavsen için dört ciltte topladığı parçalarının arasında danslar, betimlemeler (Ka­mışlar, Delos Gondolları), portreler ve çeşitli tablolar (Fransız Çılgın­lıkları, vb.) sayılabilir. İtalyan müziğinden etkilenmiş olan sanatçı, sözgelimi üçlü sonatta (sü­rekli bas üstüne iki tiz ses) seslerin dengesini, virtüözlüğü ve kromatik öğeleri birbirine karıştırmış; Goûts reunis adı altında topladığı konser parçalarında, İtalyan ve Fransız sa­natlarının bireşimini yapmak iste­miştir. Oda müziği yapıtları arasın­da dört Concert Royal,Üçlü Sonatlar, sürekli bas ve iki viyola için Süit ‘ler sayılabilir. Kilise müziği için motetler ve elevatio’ların yanı sıra, üç Leçons de tenebres ve org için iki missa beste­lemiş (yalnız, org için bestelemiş ol­duğu bu yapıtlarda, çağdaşlarının kilisede büyük ölçüde yararlandık­ları klavsenin etkileri görülmez) olan Couperin’in, L’Art de toucher le clavecin (Klavsen Çalma Sanatı) adlı kuramsal bir yapıtı da vardır.



JEAN BAPTİSTE LULLY(1632-1687)

Lully İtalya’da Floransa’da doğdu. Lully pek fazla okul veya konservatuar eğitimi almadı; ama üstün yetenekli olduğu için kendi kendini yetiştirdi. Gitar ve keman çalmayı ve balet olarak bale dansı yapmayı kendi kendine öğrendi. 1646'da Fransiz “Guise Dükü”‘nün oğlu tarafından Fransa’ya götürüldü ve Fransız “Montpensiere Düşeşi Anne Marie Louise d’Orléans”‘in yanına önce hizmetkâr olarak sonra da ona İtalyanca dil dersleri vermek üzere girdi. Paris’te hem birçok konserlere giderek hem de Nicolas Métru adlı müzisyenden müzik teorisi dersleri alarak sanatını geliştirdi. 20 yaşına yetiştiği zaman mükemmel bir besteci, kemancı ve dansçı balet olmuştu.1952'de Fransa Kralı XIV. Louis için Versay Sarayında çalışmaya başladı ve 1653'te sarayda balet oldu. “Ballet des nuit” (Gece Balesi) adlı bir eğlence balesi için müziği besteledi. Bu balenin müziğini çok beğenen XIV. Louis tarafından sarayın enstrümantal müzik bestecisi olarak ve 24 kemandan oluşan “Grand Band “adı verilen saray orkestrasına şef olarak atandı. Bu orkestranın disiplinsiz hareketleri dolayısıyla Kral’ın izini ile “Petits Violons” adını verdiği önce 16 sonra 20 kemandan oluşan yeni bir orkestra kurdu ve bu orkestrayı gayet sıkı bir eğitimden geçirmeye koyuldu. Bu orkestra ile kendi tercihi olan fazla müziksel süsü bulunmayan parçalardan oluşan bir repretuvar kurdu.1661'de Fransız vatandaşlığına geçti. 1662'de Kraliyet Ailesi için Usta Müzisyen unvanı verildi. Aynı yıl evlendiğinde evlilik vesikalarını kral ve kraliçe şahsen imzaladılar.1650'li ve 1660'li yıllarda Kral için birçok bale eserinin müziğini ve dansların keografisini hazırladı. Bu balelerde de baş balet olarak görev yaptı. Kral da bale dansını sevmekte ve şahsen dans ederek bunlara katkı yapmakta idi. Versay Sarayı’nda oyun yazarı olarak gorev yapan Moliere ile ortaklaşa çalışmalara başladı ve Moliere’in “Le Mariage forcé” (Zoraki Evlenme, 1664), “L’Amour médecin” (Aşk Doktoru, 1665) ve “Le Bourgeois gentilhomme” (Kibarlık Budalası, 1670) gibi ünlü komedilerine eşlik yapacak müzik besteledi. Moliere ile birlikte bir önemli Fransız sanat geleneği olacak Komedi-bale janrını geliştirdi. Kral yaşlandıkça (özellikle 1670’den sonra), bale dansı yapamayıp temsillere katkısı ve ilgisi azaldı.Lully bu sefer yeni bir janr olarak İtalya’da geliştirilen opera bestelemeye önem verdi. “Alceste” (1674), “Thésée” (1675), “Atys” (1676), “Phaéton” (1683) ve “Armide” (1686) adlı klasik operalar hazırladı. Kral ve maliye nazırı Jean-Baptiste Colbert desteği ile Fransa’da opera temsil edilmesi patentini ve her türlü müzik eseri notalarının yayınlanması tekel imtiyazları 1867de ölene kadar Lully’ye verildi. Bu geniş tenkide uğradı. Özellikle Lully’nin müzikli kukla oynatılmasını kabul etmeyişi çok şikâyete neden oldu. Lully bu imtiyazlardan büyükçe bir servet yapmayı başardı.Lully, arkadaşı ve kendi gibi müzisyen olan Michel Lambert’le evli olmakla beraber, devamlı olarak bir hovarda olmakla, hem başka kadınlarla hem de erkeklerle aşk hayatı yaşamakla tanındı. Bu davranışları çok geniş söylentilere ve birkaç büyük skandala konu olduysa da Lully, Kral XIV. Louis tarafından desteklenmesi ve hatalarının hemen affedilmesi dolayısıyla, bu söylenti ve skandallardan pek zarar görmedi.1686 sonlarına doğru Fransa Kralı hastalanmıştı ve iyileştiği zaman bu iyileşmeyi kutlamak için Lully’den yeni bir müzik konseri hazırlamasını istedi. Bu konser 8 Ocak 1687'de verildi. Orkestra bir Latince Te deum ilahi bestesini çaldı. Lully orkestra şefliğini yapmaktaydı. O zamanlar orkestra şefleri orkestrayı idare etmek için küçük orkestra şefi batonu kullanmazlardı ve şef ritmi ve birliği büyük bir değneği yere vurarak sağlardı. Lully orkestrayı idare ederken bu büyük değneği ayak başparmağına kazayla vurdu. Bu vurma ile ortaya çıkan yara ve abse enfeksiyonla büyüdü ve septik hale geldi. Lully doktorlara ayak başparmağını operasyonla kesmelerine izin vermedi. Enfeksiyon büyüdü, gangren oldu ve Lully 22 Mart 1687'de hayatına gözlerini yumdu.Öldüğü zaman Lully’nin epeyce serveti olduğu ortaya çıktı. Mirasçılarına Paris şehrinde 5 ev, kırsal alanlarda iki kır evi ve 800.000 livre frank nakit miras bıraktığı bildirilir.Lully bestelerini Barok Müziği’ni gelişmiş olduğu “Orta Barok Dönemi”nde hazırlamıştır. Hızlı ve canlı ritimde müzik ve özellikle dans edilebilir müzik bestelemeyi tercih etmiştir. Lully besteleri ile Paris ve hatta Fransız müzik zevkini değiştirmiş olduğu kabul edilmektedir. Eserlerinde o zamana kadar kullanılmayan veya çok az kullanılır müziksel çalgılar kullanmaya önem vermiştir. Zamanının ünlü oyun yazarı ve Fransız sarayında çalışan Moliere ile yakın şahsi arkadaşlık kurmuş ve birlikte eserler vermiştir. Moliere ve Lully yeni bir müziksel şekil olan ve tiyatro, komedi ve baleyi bileştiren comedie-ballet janrını bulmuşlardır.Lully bundan başka tragédie en musique (müzikli trajedi) veya tragédie lyrique (lirik trajedi) adi verilen yeni bir Fransız opera janrı yaratmıştır. Hazırladığı opera eserlerinde bestelediği şarkıları resitatif veya arya olarak ayırıp sınıflandıracağına, hızlı olarak geçen olaylar halinde bu iki çeşit şarkıyı birleştirip kaynaştırmıştır.



TOMASO ALBINONI (1671-1750)

1617-1750 yılları arasında yaşamış İtalyan besteci. Kemancılık ve şarkıcılık yaptı. Vivaldi’ye hayrandı. Yaşadığı dönemde yalnızca sahne müzikleri değerli bulunan Albinoni’nin çalgısal yapıtları, ölümünden sonra beğenildi, günümüzdeyse yeni bir ilgiyle karşılandı. Bach, onun kimi temalarını yeniden işledi.İtalyan müzikolog Remo Giazotto 1945 yılında Tomaso Albino’nin biyografisini tamamlamak için Dresden’e gittiğinde, el yazması bir kağıt parçası bulur, sadece bas hattı ve altı ölçü melodi o güne kadar ulaşabilmiştir ve bulduğu şey muhtemelen trio sonata’ya aittir, Giazotto orijinal eserin kilisede çalınmış olabileceğini düşündüğü için org ekleyerek eseri yeniden yazar ve Albinoni’nin Adagio’su işte böyle doğar. Tomaso Albinoni, barok dönem müzisyenidir, Venedik doğumludur ve toplam 50 kadar opera yazmışsa de en çok obua konçertolarıyla tanınan bestecidir.



GİROLAMO FRESCOBALDİ (1583-1643)

İtalyan besteci. 1583 yılında Ferrara'da doğdu. 1643'de Roma da öldü. Muzik tarihinde "Gec Ronesans" ve "Erken Barok" çağ içinde klavyeli çalgılarla yapılan müzik için en önemli besteci olduğu kabul edilir. Frescobaldi'nin çocuk iken olağanüstü hatta dâhice müzik istidadı olduğu bilinmektedir. İlk hocası Ferrara'da "Luzzasco Luzzaschi". Ama müziği zamanının birçok İtalyan muzisiyeninden etkilendiği bildirilir ve bunlar arasında "Ascanio Mayone", "Giovanni Maria Trabaci", ve "Claudio Merulo" sayılır. 1608 sonlarından önce Roma'da en önemli kilise binası olan St. Peter Bazilikası'nda orgcu olarak çalışmaya başladı. Bu görevde, bazı aralıklarla, hayati sonuna kadar bulundu. Frescobaldi'nin basılmış olan eser koleksiyonları 17. yüzyıldaki müziğe en etkili birçok müziksel parça ihtiva etmektedir. O yüzyılın ve sonrasının en önemli bestecileri, bunlar arasında dikkati çeken Johann Jakob Froberger, Johann Sebastian Bach ve Henry Purcell Froscabaldi'nin müziğinden büyük ilham almışlardır. Froscabaldi'nin en iyi bilinen kilise orgu parçalarını ihtiva eden Fiori musicalli' (1635) adi verilen eserler koleksiyonu 19. yüzyıl sonlarına kadar kontrpuan öğrenmek ve kullanmak için model teşkil etmekteydi.